Havayolu Sektöründe Rekabet

Havayolu 101 olarak ticarî havayolu sektöründeki rekabet konusunda biraz haksızlık yaptığımızı düşünüyoruz. Sektörü düşük rekabet ve düşük kâr marjı olarak tanımladığımızı görüyoruz.

Oysa, havayolu sektöründeki rekabeti sadece uluslararası uçuşların devletlerarası anlaşmalarla sınırlandırılmış haliyle değerlendirmemek gerekiyor.

Özellikle ABD ve Avrupa Birliği (AB) iç hatlarını ele aldığımızda tam tersi bir durumla karşılaşıyoruz. 1978 yılındaki deregulasyon sonrası ABD ve 1993 ve 1997 düzenlemelerinden sonra AB iç hat uçuşlarının bir hayli yüksek bir rekabete sahne olduğunu teslim etmemiz gerekiyor.

ABD’de bir anda kurulan veya büyüyen havayolu şirketleri ve AB’de esen Ryanair ve Easyjet rüzgârları, hem daha önce uçulmayan bir çok yeni noktayı halkın hizmetine sunmuş ve hem de ortalama bilet fiyatlarını aşağıya çekerek halkın uçağı ancak havada görüp el sallayan bölümünün hava yolu ile seyahat edebilir hale gelmesini sağlamıştır.

Özellikle ABD’de yaşanan yoğun rekabet; bilgisayarlı rezervasyon sistemleri, gelir yönetimi, fiyat ve hizmet farklılaştırılması, sadakat programları gibi daha önce sektörde pek görülmeyen, inovatif unsurların geliştirilmesine imkân vermiştir.

Ayrıca yeni kurulan şirketler gelişmiş en son teknolojileri iş modellerine entegre ederek maliyetlerini önemli ölçüde aşağı çekmeyi başarmışlardır. Easyjet’in kurulduğu günden bu yana biletlerini satarken hiç bir aracı kullanmadığını, biletlerini sadece kendi çağrı merkezi ve web sitesi üzerinden sattığını söylememiz iyi bir örnek olacaktır.

Eski şirketlerin inovatif ürünlere yönelmesi ve yeni şirketlerin yeni iş modelleri ile sektöre düşük maliyetli bir işletme yapısının olabilirliğini sunması, rekabetin yükselerek kamu yararına bir yönde hareket edilmesini sağladı.

Tabii yukarıda da belirttiğimiz gibi bu yoğun rekabet ortamı sadece ABD ve AB iç hatlarında geçerli. Bir de kendi havayolu sektörünü tamamen serbestleştirmiş olan Avustralya var ama tabir-i caizse dünyanın bir ucunda olduğundan Avustralya’nın bu serbest hali Richard Branson (Virgin Blue) dışında pek kimsenin ilgisini çekmemiş durumda.

ABD ve AB’nin iç hatlarındaki serbest yapılarını birleştirmeye yönelik olan ve geçtiğimiz yıl büyük umutlarla devreye giren Açık Semalar (Open Skies) anlaşması ise, belki de küresel iktisadî krize denk geldiğinden beklenen etki ve faydayı sağlamadı. Dünya ekonomisi düzeldikçe, söz konusu anlaşmanın faydalarının daha fazla görüleceğine inanıyoruz.

İşte bu noktada, bir önceki yazımızda değindiğimiz ve IATA Başkanı Giovanni Bisignani tarafından dile getirilen, havayolu sektörünün küresel kapsamda serbestleştirilmesi sorunsalını irdelemek gerekiyor.

Bugün British Airways (BA) gibi bir dev şirket personelinden ücretsiz çalışmalarını, maaşlarını düşürmelerini veya bir süre izne ayrılmalarını ister hale geldiyse, bunda söz konusu şirketin yoğun rekabet altında faaliyet gösteriyor olmasının payı büyük.

Zira dünyanın diğer bölgelerindeki bir çok bayrak taşıyıcının aksine dolaylı veya doğrudan bir devlet korumasına tâbi olmaması, BA’i bu zor duruma sokan sebeplerin en önde geleni.

Bisignani’nin küresel kapsamda serbestleşme ve tüm sektörün tam rekabete açılması çağrısı bu açıdan hakkaniyetli bir girişim olarak görülebilir.

Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, böyle bir durumda, dünya genelindeki bir çok bayrak taşıyıcının; Star Alliance (Lufthansa), One World (BA ve AA) ve Sky Team (Air France ve Delta) adlı küresel ittifaklar tarafından yutulması son derece kolay olacaktır.

Dünya böyle bir gelişmeye hazır mı?

Abdullah Nergiz

Havacılık sektöründe, hem havayolu hem de havalimanı tarafında 20 yıla yakın profesyonel tecrübesi bulunan Dr. Abdullah Nergiz, Türkiye'nin ilk havacılık blogu olan Havayolu 101'in kurucusu ve baş editörüdür. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarını Türkiye sivil havacılık tarihi üzerine yapmış olan Nergiz, halen profesyonel kariyerinin yanı sıra özel bir üniversitede havacılıkla ilgili ders vermeye devam etmektedir.