Hazin Bir “Pass” Hikâyesi

Bir havayolu şirketinde çalışmanın belki de en güzel yanı, pass bilet yani indirimli bilet kullanabilme imkânıdır.

Düşük bir ücret ödeyerek uçak bileti satın alabilmek, toplam seyahat bütçesinin kabarmasını engeller.

Bu sayede, çok sayıda farklı yere yolculuk yapabilmenin önü açılır.

Gelgelelim, pass bilet kullanmanın bir takım şartları bulunur.

Bunların içinde en temel olan kural, pass bilet sahibi yolcuların, ancak uçakta müsait koltuk varsa uçabilmesidir.

Yani uçak, bilet parasını ödeyen yolcularla doluysa, pass biletli yolcuların o uçakla seyahat etmesi mümkün değildir.

Pass bilet kullanımına ilişkin ikinci bir kural, bu tip bilet kullanacak yolcuların uçağa, belli bir öncelik sırası çerçevesinde alınmasıdır.

Mesela uçakta 10 kişilik yer kaldığını, lâkin kapıda binmek için bekleyen 20 pass yolcu olduğunu düşünelim.

Böyle durumlarda, havayolu şirketinin belirlediği sıralama kuralları çerçevesinde, pass biletli yolculardan on tanesi uçağa binerken, diğer on tanesi havalimanında kalacaktır.

Uçakta yer durumu kısıtlıysa, daha check-in bankosundayken bu konuda ikaz edilirsiniz ve check-in işleminiz yapılmaz.

Hazin Bir “Pass” Hikâyesi

Bir kaç gün önce işte böyle hazin bir “pass” hikâyesi geçti başımdan.

Her şey güzel başlamıştı.

İstanbul’dan Konya’ya hem iş hem de ziyaret için günübirlik bir yolculuk planladım.

THY’den pass biletimi aldım ve İstanbul İGA Havalimanı’na gittim.

Öğlene doğru Konya’ya varıp, aynı günün akşamı da geri dönecektim.

Gidiş uçağı yüksek oranda dolu olsa da kendime bir yer bulabildim.

Konya’daki işlerimi bir kaç saat içinde hallettikten sonra, akşam uçağını kontrol etmeye başladım.

Durum benim için pek de parlak görünmüyordu.

Uçakta hem 3 – 4 overbook vardı hem de bunun dışında pass uçmak isteyen 9 – 10 kadar yolcu bekliyordu.

Pass yolcular arasında sekizinci sıradaydım.

Son anda çok sayıda yolcu uçuştan vazgeçmezse, kolay kolay binebilecek gibi değildim.

Hemen bir alternatif düşündüm.

Konya’dan Ankara’ya hızlı trenle iki saatlik bir yolculuk yapıp, İstanbul’a Esenboğa Havalimanı üzerinden dönebilirdim.

Uçakları kontrol ettim; yer vardı. Hemen Konya tren garına koşturdum. Ancak saat 17:40 olmuştu bile.

Son saniyede treni kaçırdım.

Bir sonraki tren iki saat sonraydı ve Ankara’ya onunla gittiğimde, oradaki İstanbul uçağına yetişememe riskim vardı.

Bunun üzerine şansımı Konya’da denemeye karar verdim.

Akşam saatlerinde terminale, check-in bankosuna gittim. Durum tam tahmin ettiğim gibiydi.

Uçakta yeterince yer açılmamıştı ve pass yolcular bankonun önünde bekleşmekteydi.

Gergin anlar bizleri bekliyordu. Dakikalar adeta saat gibi geliyordu.

En nihayetinde check-in personeli uçağa binebilecek pass yolcuları, soyadlarını okuyarak çağırmaya başladı.

Tam sıra bana gelmişti ki koltuklar tükendi. 🙁

Derin bir hayal kırıklığı…

O andan itibaren yapacak bir şey kalmamıştı. Geceyi geçirmek üzere kös kös bir otel aramaya koyuldum.

Kafamı sokacak bir yer buldum ama iş burada bitmedi.

Yatağa uzandım, ertesi günkü Konya – İstanbul uçaklarının durumuna bakmaya başladım.

Bir de ne göreyim? Sabah, öğle, akşam…uçakların tamamı yine overbook durumundaydı.

O gece önce oynanan Türkiye – İtalya milli maçının etkisiydi bu. Çok sayıda kişi, maçtan sonra İstanbul’a dönecekti.

“Eyvah!” dedim kendi kendime ama sabaha kadar sabretmekten başka çarem yoktu.

Sabah çok erken kalktım. İlk işim uçakları kontrol etmek oldu. Durum aynıydı.

Hemen hızlı tren ve Ankara alternatifine baktım. Lâkin trenlerde de yer bulmak mümkün değildi. Bilet satın almadan gara gidip şansımı denemeyi de pek istemedim doğrusu.

Kafamdaki üçüncü ve son alternatifi uygulamaya karar verdim.

İGA’ya değil, İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na (SAW) uçacaktım.

Çünkü Anadolujet uçağında yer vardı.

Ama iş orada da bitmeyecekti.

Zira arabamı İGA otoparkına bırakmıştım. SAW’dan İGA’ya gitmem gerekiyordu.

Uçaktan iner inmez terminalden çıkıp, yolun karşısındaki otobüslerin oraya gittim.

Havaist’in bir otobüsü bekliyordu.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü

Hemen ona atladım. Bir buçuk saatlik bir yolculuğun sonunda İGA’ya vardım.

Hem “evdeki hesap, çarşıya uymaz” atasözünü hem de rahmetli cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in “demokrasilerde çare tükenmez” sözünü bir kez daha idrak ettim. 🙂

Havacılık sektöründe, hem havayolu hem de havalimanı tarafında 25 yıla yakın profesyonel tecrübesi bulunan Dr. Abdullah Nergiz, Türkiye'nin ilk havacılık blogu olan Havayolu 101'in kurucusu ve baş editörüdür. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarını Türkiye sivil havacılık tarihi üzerine yapmış olan Nergiz, halen profesyonel kariyerinin yanı sıra özel bir üniversitede havacılıkla ilgili ders vermeye devam etmektedir.