Film Değerlendirmesi: Amelia

Daha ilk sahnesinde kendisinin hedeflerini sorgulayan gazetecilere “24.921 mil gidilecek yolum var” diye keskin bir cevap veren feminizmin güçlü figürlerinden Amelia Mary Earhart’ın öyküsüne odaklanan bir film Amelia (2009).

Havacılığın erken dönem rekorlarını alt üst eden Amelia Earhart (Hilary Swank), kadının gücünün erkeğin fendini yenebileceğini ifade etmekle yetinmeyip, şartların zorluğunun idealist bir insanı sınırlayamayacağını da gösteriyor filmde.

15 saat süren bir solo uçuş ile tarihte ilk defa Charles Lindbergh tarafından geçilen Atlantik Okyanusu’nu ikinci kez kat ederek en önemli havacılık figürlerinden biri hâline bürünen Amelia, saydığım özelliklerinin vurgulandığı bu biyografik eserin varlık sebebidir.

Filmde Amelia’ya duygusal yönden odaklanarak hem dönemin havacılık koşullarının zorluğu hem de bir kadının yaşadığı ruhsal çıkarımlara dikkat çekmek istenir.

Diğer tarafta New York Times’da yayınlanmak üzere bir başarı hikâyesi yaratmak isteyen yazar George P. Putnam (Richard Gere), bu haber ışığını dünyayı uçağı ile kat etmek isteyen özgür ruh Amelia Earhart’ta bulacaktır.

İki karakterin kendi hedeflerinin kesişim kümesinde birbirlerine denk gelmeleri ile Putnam, Amelia’nın finansal hâmisi ve hayat hikâyesini bir kitapta toplayacak kişi oluverir.

Putnam, ABD toplumunun çok sevdiği kahramanlık hikâyelerini bir kadın figürü üzerinden oluşturur. Toplum, ilk defa bir kadın kahraman ile tanışmıştır. Bir pazarlama başarısı olarak görülen hikâyenin alıcısının çok olması işleri Amelia tarafında psikolojik olarak yorucu bir hâle getirecektir.

Amelia, uçuş masraflarının çıkması için bu duruma her ne kadar göz yumsa da çocukluğuna flash back yapılan bir sahnede atı ile babasının uçağını yakalamaya çalışması, onun baskın tarafının özgürlük olduğu ve sınırlandırılmaması gerekliliğine bir vurgudur.

Nitekim yazar Putnam’ın ona evlilik teklifi ettiğinde “Benim hayatıma sadece ben yetebilirim,” demesi, bunu açıkça belirten anlardan biridir.

Fakat hayat akışının gerçekliğinde bir kadın ve erkeğin birlikteliğinin hiç kimsenin karşı çıkamayacağı bir insani içgüdü olması, bu gerçeklikte Amelia’nın, Ewan McGregor’ın canlandırdığı pilot Gene Vidal karakteri ve kocası arasında inişli çıkışlı ilişkiler seferine doğru yol almasına sebep olacaktır.

Bollywood yapımı Salaam Bombay (1998) ve Queen of Katwe (2016) filmleri ile meşhur olmuş Hintli kadın yönetmen Mira Nair’in çekmiş olduğu Amelia’da zaman zaman gerçek görüntüler de filme eşlik etmekte.

Amelia, farklı model uçaklarla kırdığı uzun mesafeli derecelerinin akabinde Lockheed Electra ile son ve en uzun seferine çıkmak için yola koyulur. Dönemin First Lady’si Eleanor Roosevelt’a bile ilham kaynağı olmuş Amelia, hayatın girdabında ayakta kalmaya çalışırken havada yaşadığı türbülanslardan sağ çıkabilecek midir?

Filmin finalinin aksine 2 Haziran 1937’de Amelia Earhart’ın ortadan kayboluşu çeşitli teorilere zemin hazırlamıştır.

İnsanların inanmayı tercih ettiği en can alıcı açıklama Amelia ile iletişimde olan telsiz başındaki denizci haberleşme mürettebatına aittir. Bu kişi yıllar sonra şöyle bir ifadede bulunmuştur:

“Yarım saat sonra SOS duyuldu,

Sinyalleri zayıf, ama yine de sesi cesurdu.

Köpekbalıklarıyla dolu sularda, uçağı o gece bir bilinmeze indi.

Mavi Pasifik ona sulak bir mezar oldu”

Fakat olaydan yıllar sonra TIGHAR’ın (The International Group for Historic Aircraft Recovery) yaptığı araştırmalarda Amelia’nın, 39. doğum gününde kendisine teslim edilen Lockheed Electra’dan teknik yetersizliklerden dolayı çok da memnun olmadığı belirtilmiştir.

Hatta kayboluş hadisesinin yaşandığı tarihten hemen sonra yani 24 Temmuz 1936’da Amelia’nın teknik danışmanı Mantz tarafından gerçekleştirilen tatbiki sürüşlerde aynı ölçek modeli kullanılarak bir film çekilmeye çalışılmıştır.

Çekimlerdeki uçak kalkışı sahnesinde, aynı gerçekte olduğu gibi yine bir kaza yaşanmış, oyuncular Clark Gable ve Joan Crawford ise olayı yara almadan atlatmışlardır. Bu hadise teknik anlamda pek çok soruyu da beraberinde getirmiştir.

2 Haziran 1937 tarihinde ortadan kaybolan Amelia Earhart gizemini çözmek için hâlâ devam eden akademik girişimler mevcuttur.

Yüksek çözünürlüklü özel yapım kameralar, güçlü ışıklar ve kurtarma sepetleri ile donatılmış, iki gözlemci taşıyabilen TIGHAR’a ait bir su altı aracı, 6,500 feet derinliğe kadar inerek 2017 yılında çeşitli taramalar yapmış fakat uçağın düştüğüne inanılan Howland Adası ve civarında herhangi bir bulguya rastlanamamıştır.

TIGHAR’un baş direktörü bilim adamı Richard E. Gillespie, Amelia Earhart ve seyrüsefercisi Fred Noonan’ın 1937’de Howland adasının hemen dışında düşüş yaptıkları düşünülen yerin aksine buranın 650 km uzaklığındaki Nikumaroro adasına gittiğini öne sürmektedir.

Gillespie’nin bu teorisi, tüm dünyada tek başına kalsa yalnızlığı ile mutluluk duyabilecek Amelia’nın bir nevi intiharını ya da hayattan kaçış senaryosunu akla getirmiştir.

Fakat Gillespie’nin teorisi Amelia’nın Nikumaroro’da soğuktan ve iletişim kuramamaktan dolayı bir süre sonra çaresizlikten ölmüş olabileceği üzerinedir.

Share
Alpaslan Paşaoğlu

1987 yılında Aydın'ın Söke ilçesinde dünyaya gelen Alpaslan Paşaoğlu, 15 yaşından beri yazı hayatındadır. Son yıllarda Radikal, El Yazması, Fil'm Hafızası gibi önemli mecralarda sanat üzerine eleştirileri yayınlanmış olup; editörlük görevlerinde de bulunmuştur. Art-his.com adlı sanat ve sosyal bilimler platformunun kurucularından bir tanesi olan Paşaoğlu ayrıca profesyonel kariyerine de devam etmektedir.