Film Değerlendirmesi: Up in the Air

2009 yapımı komedi dram türünde olan ve biz de “Aklı Havada” gibi içeriği çok da yansıtmayan bir isimle gösterilen Up in the Air, esasında Walter Kirn’in 2001 tarihli ve maalesef dilimize çevrilmemiş aynı adlı romanının başarılı bir uyarlamasıdır.

2001 yılında yayınlanan bir romanın sinemaya neden 2009 yılında adapte edildiği sorusunun cevabı, havacılık sektörü de başta olmak üzere birçok sektörü etkileyen ve ABD’yi, dolayısıyla da dünyayı derinden sarsan 2008 finansal krizinde saklı.

Zira filmimizin kahramanı olan ve George Clooney tarafından canlandırılan Ryan, gece gündüz demeden o şehir senin bu şehir benim uçarak, finansal kriz sebebiyle küçülmeye giden şirketler için çalışanlarını ‘işten çıkarma hizmeti’ sunan bir kariyer uzmanıdır.

ABD’nin farklı şehirlerinin kuş bakışı görüntüleri ile açılan ve adeta kahramanımızın bu şehirler arasında mekik dokuduğunu bize düşündüren filmin izleyen sekansında, Career Transition Corporation adlı bir şirkette kariyer geçiş danışmanı olarak görev yapan Ryan’ı, daha öncesinde yüzlerce defa yaptığı gibi Steve adlı sıradan bir çalışanı işinden kovarken görürüz.

40’lı yaşlarında ve hayattaki en önemli felsefesi herhangi bir şeye veya yere bağlanmamak olan Ryan, bir yandan “Dünyayı değiştiren, imparatorluk kuran adamlar da senin geçtiğin yerlerden geçti. Geçtiler çünkü bunu yapabilecek kapasitedeydiler.” gibi kişisel gelişim kitaplarından fırlamışa benzer cümlelerle Steve’i ikna etmeye çalışırken diğer yandan da neden bu işi yaptığını şu sözlerle dile getirir:

“Ben kendi çalışanlarını kovacak kadar cesareti olmayan Steve’in korkak patronu gibilere kiralayan başka bir şirket için çalışıyorum.”

Ryan’ın bu süreçteki en önemli yardımcısının havacılık sektörü olduğunu, ilerleyen sahnelerde kendini evinde gibi hissettiği uçaklar yardımıyla öğrenmiş oluruz.

Zira, Ryan kelimenin tam anlamıyla bir sık uçan yolcudur.

Ryan’ın müşterisi olduğu havayolu ise, her ne kadar romanda Great West Airlines şeklinde uydurma bir isim olsa da, filmde bu havayolunun American Airlines olduğunu görürüz.

İşlerine sadık insanları işinden eden ve hayatta herhangi bir şeye bağlanıp sadakat göstermeyen Ryan’ın bu dünyadaki tek hedefi ise, ironik bir biçimde, 10 milyon mil biriktirerek havayolu şirketinin en sadık 7. müşterisi olarak hem baş pilot Maynard Finch ile tanışmak hem de American Airlines’ın bir uçağına ismini yazdırmak istemektedir.

İlerleyen bölümde, öğreniriz ki; Ryan’ın mil biriktirme tutkusu, herhangi bir amaç veya hedeften yoksun olan neredeyse takıntılı bir biriktirme durumudur.

Dahası, evlenmek üzere olan ve parasızlıktan dolayı balayına çıkamayacak olan kız kardeşi için aralarında Wright birader ile Charles Lindbergh gibi öncü havacıların uçuş yaptığı St. Louis Lambert International Airport’un da olduğu yerlerde onların maketi ile fotoğraf çeken Ryan’ın, 10 milyon mil biriktirecek kadar uçmasına karşın bu yerlere ilişkin ne bir fotoğrafı ne de anısı vardır.

Derken bir uçuşta geçilen bir anons Ryan’ın 10 milyon mile ulaştığını haber vermektedir.

Şampanya eşliğinde, yanına oturan baş pilot Finch ile tanışan ve 7 numaralı platin kartını alan Ryan’ın, 10 milyon mile ulaşan en genç kişi olduğunu öğreniriz.

Tam da bu noktada, Finch, genç yaşına karşın nasıl olup da buna zaman bulabildiğini sorar.

Ryan’ın neden mil biriktirdiği sorusuna olduğu gibi bu soruya da verecek bir cevabı yoktur ama biz bu sorunun cevabını biliriz:

Ryan, milleri biriktirmek adına hayatındaki herkesi ve her şeyi deyim yerindeyse ihmal etmiştir. Zira, Finch sohbet ederken “Nerelisin?” diye sorduğunda, Ryan evi gibi hissettiği ortamı kastederek “Buralıyım.” diye cevap verir.

Ryan’ın sonsuza dek böyle süreceğini sandığımız hikayesi, şirkete yeni gelen Natalie’nin geliştirdiği ve çalışanları bilgisayar yardımıyla uzaktan kovabilecek video konferansa dayalı bir sistemin devreye girmesiyle kesintiye uğrar.

Bir yandan da, fikirleri değişmeye ve yaşama bakışı dönüşmeye başlar.

Aşık olduğu kadın (Alex) sayesinde yerleşik yeni bir hayat kurma fikri sıcak görünmeye başlar. Ancak Alex’in aslında evli olduğunu öğrenmesiyle büyük bir şok yaşar.

Öte yandan, daha önce işten çıkarılan bir çalışanın intihar etmesi yeni sistemin askıya alınmasına sebep olur. Bu da Ryan’ın tekrar yollara düşmesi demektir.

Ryan’ın baştan sona doğru nasıl ve neden dönüştüğünün hikayesi olan film, sonlarına doğru bu dönüşümü somutlaştırarak nihayete erer:

Ryan, havayolu şirketi tarafından kendisine özel olarak tahsis edilmiş olan telefon hattından şirket görevlisine ulaşarak, biriktirmek için film boyunca nasıl uğraştığını gördüğümüz millerinden bir kısmını dünya turu yapmaları için kız kardeşi ve eşine bağışlar.

Akansel Yalçınkaya

Lisans derecesini 2009 yılında Anadolu Üniversitesi'nden, yüksek lisans derecesini ise 2013 yılında İstanbul Üniversitesi'nden aldı. Türkiye'de havayolu taşımacılığı sektörünün ortaya çıkışı, gelişimi ve evriminde devletin rolünü ele alan "Devlet, Aktör ve Değişim: 1983-2013 Yılları Arası Türk Havayolu Taşımacılığı Alanında Kurumsal Değişim" adlı doktora tezini, 2018 yılında tamamladı. Kurum ve ​sektör tarihi yazımı, işletme ve yönetim tarihi ile havacılık tarihi konularına ilgi duymakta ve halen İstanbul Medeniyet Üniversitesi'nde doktor araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır. ​