Türkiye, ABD Olur mu?

1950’lerde Türkiye’nin ‘Küçük Amerika’ olacağı söylenirken, 1960’lı ve 1970’li yıllarda Sovyetler Birliği olma tehlike ve korkusu pompalanmaya başlanmış. 1980’lerde ise Türkiye’nin İran olacağı ortaya çıkmıştı. 1990’larla birlikte Türkiye artık Cezayir olma yolundaydı. Şubat 2001 krizi sırasında ise Türkiye’nin Arjantin olacağı iyiden iyiye belli olmuştu. Ama geçtiğimiz günlerde birden bire, Türkiye’nin Malezya olacağı ortaya çıkıverdi!

🙂

Bundan 20 – 25 sene kadar önce Türkiye’nin Japonya olması gerektiği de söyleniyordu galiba. Kendi kültürüne sahip çıkarak gelişme, muasırlaşma filan…tam manasıyla bir palavra!

Tam bir kişilik bunalımı sizin anlayacağınız. Bu duruma şimdi farklı bir açıdan bakmaya çalışalım:

“Acaba Türkiye, ABD olur mu?”

Çok mu klişe? Hayır, hayır.

Sivil havayolu trafiğindeki artışın önümüzdeki günlerde bizi götürmesi muhtemel çıkmaz sokaktan bahsediyoruz.

Bu yılın başında açıklanan verilere göre Türkiye sivil havacılığında ulaşılan yolcu, kapasite, uçak gibi rakamlar aslında 2012 yılı için hedeflenmekteydi. Yani tahmin ve tahayyül edilenin çok üzerinde bir gelişme.

İşte bu durum beraberinde altyapı problemlerini de getiriyor. Türkiye’nin en önemli havayolu merkezi konumundaki İstanbul Atatürk Havalimanı’nın kapasitesinin nereye kadar dayanabileceği, bu yükü kaldırıp kaldıramayacağı merak konusu.

ABD’de özellikle son altı – dokuz aydır yaşananları düşünerek soruyoruz:

“Türkiye, ABD olur mu?”

New York civarında bulunan üç havalimanı; JFK, Newark ve La Guardia, ABD’deki günlük hava trafiğinin üçte birini taşıyor. Ve bu bölgede yaşanan sıkıntı öylesine yüksek bir seviyeye erişmiş durumda ki, ABD Başkanı bu soruna çare bulmak amacıyla Ulaştırma Bakanı’yla özel toplantı yapıyor; havayolu şirketleri, havaalanı yönetimleri ve resmî görevlilerinden oluşan bir komite bile kuruyor.

“New York tehir ve iptallerden kurtulursa, tüm ülkeyi kurtarırız” diye düşünüyorlar.

Trafik probleminin yanında, kışın hava şartlarından meydana gelen aksaklıklar ve bunların sonucunda uçakların içi yolcu dolu bir biçimde saatlerce pistte beklemek zorunda kalması da halledilmesi gereken bir başka mesele.

Burada karar verilmesi gereken, kaç saatlik bir beklemeden sonra yolcuların uçaktan indirilip yeniden terminale alınacağı. Zira her an kalkış izni alınabilecek olması, havayolu şirketlerinin yolcuları indirmeyerek uçakta bekletmelerine yol açıyor. American Airlines ve Jet Blue’da geçen kış yaşananlar hâlâ hafızalarda. 6 – 7 saat boyunca uçak içinde beklemek hiç de hoş olmasa gerek.

http://www.youtube.com/watch?v=R06dAgpmmbg adresinde kısa bir özetini izleyebileceğiniz filmde ise Delta Air Lines’a feeder (besleyici) taşıyıcı olarak hizmet veren Shuttle America’da yaşanan bekleme hikâyesini bulabilirsiniz. Yaklaşık yedi saat uçağın içinde bekleniyor ve yemek servisi dahi yok. Türkiye’de böyle bir şey olsa muhtemelen yolcular uçağı ele geçirirlerdi. 🙂

Hülâsa; gerekli tedbirler alınmaz ve pist, terminal ve hava trafik kontrol sistemleri gibi noktalarda hızla iyileştirme yapılmazsa yakında, mesela gelecek yaz, Türkiye ABD olabilir.

Abdullah Nergiz

Havacılık sektöründe, hem havayolu hem de havalimanı tarafında 20 yıla yakın profesyonel tecrübesi bulunan Dr. Abdullah Nergiz, Türkiye'nin ilk havacılık blogu olan Havayolu 101'in kurucusu ve baş editörüdür. Yüksek Lisans ve Doktora çalışmalarını Türkiye sivil havacılık tarihi üzerine yapmış olan Nergiz, halen profesyonel kariyerinin yanı sıra özel bir üniversitede havacılıkla ilgili ders vermeye devam etmektedir.